ANA SAYFA FOTOS İLETİŞİM

3 - 5 YAŞ DÖNEMİ RUHSAL ve BİLİŞSEL GELİŞİMİ

Üçüncü yaştan 5 yaşına kadar olan oyun çağında çocuk bir yanda bilişsel alandaki hızlı değişime, diğer yanda kazandığı güven ve otonomi duygularına paralel olarak ya­vaş yavaş çevresini genişletmekte, keşfetmekte ve çevresi üzerinde bir kontrol kazan­maktadır. Bu amaçla çocukta gerek çevrede olan her şeye, gerek kendi bedenine, cin­sel organlarına ve cinsel farklılıklara karşı bitmez tükenmez bir merak ve öğrenme eğilimi gelişir. Bu dönem çocuğun merak ve girişim dönemidir. Çocuğun kafasında top­luma ve doğal çevreye ilişkin çeşitli sorular ortaya çıkmakta, çocuk genişleyen çevresi içinde toplumsallaşmaktadır. Kadın-erkek arası cinsel farklılıkların öğrenilmesi, cinsi­yet rollerinin ayrışması ve cinsel benlik duygusunun gelişmesi, 3-4 yaşlarında başlar.

3-5 yaşlarında çocuk bencildir. Dürtü ve isteklerinin anında karşılanmasını ister. İsteklerini ve dürtülerini geciktirmeyi veya engellemeyi bilmez, aksine engellenmesine tepki gösterir. Bu nedenle çocuğun duyguları çabuk iniş ve çıkışlar gösterir. Bir anda sevinçten kızgınlığa geçebilir. Çocuk tepkilerini davranışlarıyla da gösterebilir. Sözle veya ağlamayla belirtemediği duygularını yaramazlık, hırçınlık, huysuzluk, nedensiz tutturma gibi yollarla açığa vurur veya oyun aracılığı ile duygularını ortaya koyar.

Çocuğun mantıklı düşünme yeteneği sınırlıdır. Yaşantı ve deneyimlerinin azlığı ne­
deniyle, çevresindeki olayları gerçeğe uygun olarak tartamaz. Gördüklerini yanlış algı­lar veya yanlış yorumlar. Anlayamadıklarını hayal gücü yardımıyla açıklamaya çalışır. Örneğin gece gördüğü bir rüyayı gerçekten olmuş gibi algılar; düşünce ile sözü, sözle eylemi birbirine karıştırabilir; ilkel bir insan gibi büyüye, uğura, uğursuzluğa, beddu­aya (kötü dilek) pek çok çocuk inanır (Bkz. II. Bölüm, Yörükogıu).

Gerçekleri değerlendirme yeteneği zayıf olduğu için korku ve endişelerini de abart­ma eğilimindedir. Özellikle ana ve babadan ayrı kalmaya hiç dayanamaz, böyle bir ay­rılıkta onların bir daha geri gelmeyeceklerinden çok fazla korkar. Bütünüyle çocuk kor­kutulmalara karşı çok duyarlıdır. Çocukta ki bir düşünce özelliği de somut düşünme­dir. Soyut kavramları, örneğin atasözlerini veya fıkraları anlamakta güçlük çeker. Onun için her şeyi göründüğü veya dokunulduğu gibi somutlaştırarak anlar.

Çocuk önce canlı-cansız ayırımı da yapamaz. Oyuncaklarının veya tüm nesnelerin canlı olduğunu zanneder, zaman zaman onlarla konuşmasının nedeni budur.

Çocukta zaman kavramı iyi gelişmemiştir. Iç gözlem yeteneği yoktur. Çocukta ayrı­ca ben-merkezcil düşünce (egosantrik düşünce) egemendir. Olayları hep kendini mer­kezde görerek değerlendirir. Örneğin yeni doğan kardeşinin, tüm açıklamalara karşın, kendi yerine geçtiğine inanır, bu nedenle kardeşini doğal olarak kıskanır.

Bellek, düşünme, yargılama gibi ego işlevleri gelişmekte ise de zayıftır. Egonun uy­gulama yeteneği de henüz yetersizdir. Çocuk bu ego yetersizliğini ana babasına daya­narak, onların desteği ile gidermeye çalışır (Bkz. II. Bölüm'de Yörükogıu).

Gene bu dönemin davranışlarında atılganlık ve girişkenlik egemendir. Yalnız gerçek çevreye karşı değil, hayal dünyasında da çocuk bilinmeyene karşı hızla atılmaktadır. Saldırgan sorularla insanların kulaklarına, düşüncelerine hep atılım içindedir; canlı ha­reketlerle çevreye atılmaktadır; bitmeyen bir merakla çocuk hep bilinmeyene girmeye zorlanmaktadır. Erikson kuramına göre, ilk iki dönemde çocukta güven ve otonomi duygularının temelleri atılır, bu dönemde ise çevreyi keşfetme ve ona egemen olma amacıyla girişim(inisiyatif) duygusunun temelleri atılmaktadır. Çevredeki kişilerin aşı­rı korkutmaları, suçlandırmaları, cezalandırmaları gibi çeşitli engelleyici tutumları ço­cuktaki bu girişim duygusunun sağlıklı gelişmesini engeller veya güçleştirir.

Gerçekte çocuk bağımsızlık, çevreyi keşfetme, öğrenme amacıyla bazı saldırgan dav­ranışlara girebilir. Öfke, kin, nefret ve zaman zaman çeşitli yıkıcılık eğilimlerini kapsa­yan bir saldırganlık çocukların sık gösterdiği bir tepkidir. Her toplumda çocuk az veya çok engellenir. Engellenme doğaldır, zaten engellemesiz bir çocuk gelişmesi düşünüle­mez. Ancak çocuğun bu saldırganlığına karşı çevre tutumu bu dönemde özellikle önem kazanır. Çevre tutumları hep baskılı, engelleyici, suçlayıcı oldukları sürece çocukta me­rak etme, yarışmadan hoşlanma, amaçta ısrar etme, başarmaktan zevk alma duyguları sağlıklı gelişemez.

Bu merak ve heyecan döneminde çocuğun cinsel olaylarla ve organları ile aşırı ilgi­lenmesi onu mastürbasyona, çocuklar arası cinsel oyunlara, büyüklerin cinsel yaşantı­sına aşırı ilgiye veya kızların penis yokluğu üzerine aşırı düşmelerine yol açabilir. Bu dönemde erkek çocukta "hücum etmek" kızda ise "yakalamak", "kendini cazip ve sev­gili haline getirerek yakalamak" şeklinde temel özellikler belirmektedir. Böylece erkek­çe veya kadınca (maskülin veya feminin) girişim için özellikler gelişmeye başlar. Ancak bir yanda hızla artan hayal gücü çocukta "çok büyük olma" bedeninin ve cinsel organ­larının çok büyümüş olması", "cinsel organlarının babasınınkiler kadar büyümüş olma­sı" şeklinde gizli düşlere (fantezilere) yol açarken çocuk derin bir suçluluk duyar. Ço­cuk sanki biyolojik anlamda olmayacak bir suçu işlemiş gibi kendisi için yeni ve ya­bancı bir duygu içindedir. Ayrıca kıskançlık ve rekabet, ana babadan biri tarafından ter­cih edilmek için yanaşma, bu duyguyu patlama noktasına getirir.Bu dönem analitik kuramda "Oedipus kompleksi dönemi" olarak adlandırılır. Erkek çocuk "sahip olduğu şeyleri kaybetmekten" şiddetli bir korku duyarken, kız çocuğunda "gizli düşleri nedeniyle cezalandırıldığı için sahip olduklarını kaybetmiş olduğu" şeklinde bir korku duymasıdır.

Bugün kabul edilmiştir ki, aşırı yasaklar ve kesme-koparıp atma gibi tehditler veya o kültüre ait belirli törelerle çocuğun dikkati cinsel olaylara ve cinsel organlara aşırı şe­kilde çekilmezse, bu cinsel merak ve hatta cinsel uğraşlar yalnızca cazip bir deneyler serisi olarak varlığını sürdürür ve yavaş yavaş önemini kaybeder. Aksine cinsel korkut­ma, aşırı suçlandırma, ceza veya çocuğun önüne çıkarılan başka engeller, cinsel alanda sağlıklı gelişimi engeller ve hatta ileriki yaşlarda cinsel impotans (cinsel güçsüzlük); cin­ sel konulara karşı bitmez tükenmez aşırı ilgi veya cinsel soğukluk (frijidite) gibi çeşitli

cinsel sorunlann yerleşmesine yol açabilir. Bu dönem çocukta vicdanın gelişme dönemidir. Çocuk yalnızca yapmış oldukları­nın fark edilmesinden korkmaz, aynı zamanda "içinden" gelen sesleri de duyar, bu ne­denle kendini gözler ve kendini bu vicdanın sesine göre cezalandırır. Bu sırada gerek­ siz ve aşırı anne ve baba suçlandırması veya çocuğun kendi suçluluk duygusu, çocuğu kendi içinde temelden çökertir. Suçluluk duygusu çocuğun hareketlerini kısıtlar. Çevresinde huzursuzluk doğura­cağı ve cezalandırılacağı endişesiyle yalnızca kendisine verilenlerle yetinir. Yeni bir de­neyime girişmekten, yeteneklerini geliştirmekten, doğal hakkı olan yaşantıları istemek­ten, diğerleriyle yarışmaktan kaçınır. Böyle bir çocukta girişim duygusunun sağlıklı ge­lişmesi beklenemez. Bütünüyle bu dönem çocukta girişim duygusunun temellerinin atıldığı dönemdir. Sağlıklı gelişen girişim duygusu çocuğun aktif hareket edebilmesine, yenilgilerini çabu­cak unutup yeni deneyimlere enerji ile tekrar tekrar yaklaşabilmesine olanak sağlar. Bu dönemde çocuk yeni deneyimleri üstlenirken bunları planlayabilmek, amacında ısrar ederek sonuna kadar sürdürebilmek ve sonunda bunu başarmaktan zevk alabilmek ye­teneklerini kazanır. Girişim duygusunun temellerinin normal ve sağlıklı gelişmemesi durumunda kişi, yeteneklerine veya duygularına uygun yaşamaktan kendini alıkoya­cak kadar çekingendir, pasiftir veya aksine çok aşırı bir girişim içindedir. Bu aşırı giri­şim kişiyi dinlenme zamanında bile "yarıştaki bir motor gibi" çalışmaya zorlar. Bu ise gerginlik yaratır ve zamanımızda çok görülen mide ülseri, yüksek tansiyon, astım, ko­lit gibi çeşitli psikosomatik hastalıklara yol açar. Bu durumda psikosomatik hastalık, farkında olmadan kişiye bir kurtuluş sağlamaktadır. Yine bu girişim duygusunun sağ­lıklı gelişmemesi halinde kişi derin suçluluk duygularından kurtulamaz ve "sanki hiç bilmediği bir suçu işlemiş olma" duygusu içindedir (Erikson 1963, 1967, 1974). Özetle, bu dönem çocuklarında en sık rastlanan ruhsal kökenli belirtiler korkular,

Aşırı mastürbasyon ve suçluluk duygularıdır.

Kaynak: Prof.Dr. Aysel Ekşi'nin "Çocuk Sağlığı ve Hastalılarının Psikososyal Yönü" kitabından alınmıştır.





Arama & Bulma

DUYURULAR

Anadolu Psikolojik Danışmanlık | designed and implemented by Bilcom